kUŞ kANADI

 

                Yağmuru izlemeyi, dinlemeyi, yürümeyi de çok severim.

                Kimi kaldırımlara hiç sakınmadan hırçınla vuran şiddetli yağmurda da, Sinsice ve de sessizce su birikintilerinin üstüne konan damlacıklarda da ıslandım. Bağıra çağıra sokaklarda işten eve dönerken, kimse ağladığımı anlayamaz diye diye, kimsenin olmadığı, loş sokaklarda çişil yağmurda da ıslandım.
                Cama vuran yağmur sesinin rüzgârla karıştığı gecelerde tıkırtısında kaybolur, ertesinde camda kalan damlacıkların birbirine çarpışını izlerken, ben de akar gider aklım derin düşüncelere. Bir durup bir süzülmeye devam eden su damlacıklarının, birbirlerine kavuştukları andaki buluşma anlarını izlerken;  ‘’ İşte; tıpkı bizler gibi’’  diye geçiririm aklımdan.
                Zamanımız doluncaya kadar geçtiğimiz kavşaklardan, döndüğümüz yönlerden, durduğumuz duraklardan hep ilerleriz ya. Tercih ettiğimiz her yol bizi bir başka sonuca ulaştırır. Hala arayışını ve yönünü bulan bu benliğim ve bilincimle, bugün de yaşadığım günün şükrünü yaşıyorum.
                Yağmuru dinlemeyi de severim dedim ya; işte, öyle bir gece de yazıyorum sevgili dostum. İçimde, benliğimde konuştuklarımı döküyorum satırlara öylece. Dilimden dökülemeyenleri bazen hoyratça yazmak iyi geliyor benliğime.
                Çatı katında oturuyoruz biz. Böyle zamanlarda üç artı bir yuvamızın her yeri yağmur sesiyle doluyor. Yudumlarken kadehimi terasta, sokak lambalarının aydınlattığı boşlukta hızlıca yağanı izlerken, sokağın sessizliğinde gezinen tüm sesler oluyorum bir anda. Dalıp gidiyor istemsizce aklım maziye. Bazen kalp kırıklıklarına, bazen mutlu anılara yolculuk ediyorum. Hemen sonra geri geliyorum. Başımı döndürdüğümde sıcak yuvamın huzurunun şükrünü ediyorum.
                Bazen kızlar da eşlik ediyor bana. Montlar üste hemen giyiliyor. Dürbünümüzü alıyoruz bazen. Deniz üstündeki gemileri kuşların evleri hayal ediyoruz. ‘’ Böyle fırtınalı havalarda oraya sığınıyorlarmış’’ diye hikayeler uydurup gülüşüyoruz. Seyrimiz de sefa doğrusu. Hemen karşımızda ışıl ışıl yanan evlerin olduğu karşı sahille aramızı ayıran sudaki yansımalar, deniz dalgasında süzülürken manyak aşkımla iki kelam ederken ‘’ biz bu manzaranın asıl kahramanlarıyız’’ diye geçiriyorum aklımdan. İşte öyle anlarda, sanki bir film karesinde ‘’ sonsuza dek mutlu yaşadılar’’ ‘ daki gibi hissediyorum kendimi. Kalbim gülümsüyor J
                Her kes olması gereken yerde, olması gereken ruhlarla. Olması gerektiği gibi oldu ve de öyle devam etmekte. Sabahlarımızın huzuru, gecelerimizin sükûneti, evimizin bereketi, sevdiklerimizin bizlerle olması…
                Neşeli günler filmleriyle büyüyen bir neslin çocuğu olarak, ben o anları sadece filmlerde görerek büyümedim. Babannemlerin evinde gelen giden, yatılı misafir hiç eksik olmazdı. Kadehlerin eksik olmadığı, şen kahkahaların da bolca olduğu kalabalık akşam yemeklerinde, tatlı sohbetlerimiz hep vardı. Sokakta müzik duyduğunda hemen oynayan bir kız çouğuydum ben. Hayal meyal hatırlıyorum da; sabahları uyandığımda dedemle babaannem, ellerine tas-tencere,ne geçirirlerse alır, ‘’Karakız’’ şarkısını söyler, oynatırlardı beni. Sevgi dolu günaydınlarımız olurdu. Büyüdükçe bu hiç değişmedi. Sence sevgili dostum; iklim gibi aktarılan bir şey midir acaba mutluluk? Gerçekçi ol lütfen. Bence; tüm çocuklar, ailelerinin birer yansımasıdır. Bizler de öyleyiz. Bizim evlatlarımız da öyle! Nasıl o gündense işte bu filmlerde geçen ‘’o mutluluk’’ , hala daha öyle devam etmekte.
                Diliyorum ki şu mübarek günlerde; çatı katı yuvamızda yaşamış olduğumuz bu güzel anılarımız, destek zamanlarımız çok olsun. Aile olmanın ne demek olduğunu yaşadığımız, her daim birbirimizi sevdiğimiz ve anladığımız anlarımız hep daim olsun.
                Kaç sınavdan geçtik? Diye, durup sorduğumda kendime. Düşündüm. Peki ya; kaç sınav sandığımız şey varsa; ya hepsi sadece cevapsa. Belki de altı değildir de dokuzdur. Cevabın senin istediğinle hiçbir alakası yoktur belki de. Neyse odur. Tabi sen hangisini görmek istersen orada takılı kalabilirsin. Bu kadar derin yaşarken elbette ben de pembe gözlüklerle yaşamıyorum. Yaşamın sahiciliğinde konulan kurallar arasında, bazen dayatılan, bazen severek üstüme giyindiğim kimliklerimdeki ben de zorlanıyorum elbette. Lakin sadece güzel yaşamayı tercih ediyorum. Güzel bakmayı, güzel görmeyi tercih ediyorum. Sükünette kalmayı, akışa güvenmeyi, kalbimi dinlemeyi seçiyorum.
                Sonsuz evrede döngüde olan ruhlarımız, akışında kalmaya devam ediyor. Teslimiyet gibi desem! Desem mi? Yok! Değil. Her şey olması gerektiği gibi oluyor desem, çok daha doğru olur aslında.
                Öznel olarak yaşanılan duygularımız da her birimizin hikayesi farklı olabilir. Lakin hissettiklerimiz daima aynıdır. İğne bata; seni başka acıtır, beni başka. Bir lakin daha; aynı yerden kırılmayanlar da birbirilerini anlayamaz. İşte; ben de her kes kadar kadın, ben de her kes kadar suskun, ben de her kes kadar aşık, ben de herkes gibi anne, evlat, abla, eş. Ben de her kes kadar insan.
                Hani yağmur damlalarının birbirlerine karışmasını bize benzetmiştim ya bence tıpkı o misal, her birimiz, nefes aldığımız paralel evrenimizdeki dünya gezegeninden geçişler yapan ruhlarız. İçindeki sen, sen öğrenene kadar sıkışıp kalacak belki de bu evrende. Belki de evrendeki yolculuğumuz, bildiğimiz bu zamanlama -kadar değildir ( -ki, buradaki ne kadar zaman! ). Belki de tıpkı o damlacıklar gibi karışıyordur tercihlerimizin hepsi birbirine. Toprağa ekilen bedenlerimizin sayesinde geçiş yapıyor olamaz mıyız diğer paralel evrenimize?
                Gece olup ta yatağıma uzandığımda çatımdaki penceremden yıldızları izliyorum. Onlara dalarken birden cama yansıyan yansımamla göz göze geliyoruz. Beni içine çektikçe çeken bir sonsuzluk sillesi içinden geçiyor gibi oluyorum. Yatağımın karşısındaki dev aynamın yansımasında ki ben, sonsuzluk ihtimallerinden geçiyor gibi. Manyak aşkım yanımda derin uykudayken takılıyor bu sefer ona gözlerim. Yanında olmanın hissi, işte o hep bahsettiğim ait olduğum yer hissi.
                 Şuan ki evrenimde çok mutluyum. Şuan ki şimdim çok huzurlu. Şuan ki ben gerçek ben. Biliyorum ki daha yapmam gereken görevlerim var. Başta Cansuyum’a ve artık Bahar’ımıza insan olmayı öğretirken hayata hazırlamayı, güçlü kadın insanlar olmayı, bildiğim kadarıyla aktarabileceğim o, -kadar dediğim zamanım vardır inşallah.
                Güzel bakmak saf olmak değildir. Aptal olmak hiç değildir. Güzel bakmak; en zor olanı yapmaktır. İnsanların ilk tepki vereceği seçeneklerin aslında en kolay olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Yani biri senin istediğin gibi davranmadığında ona gidip istediğini yapabilir, söyleyebilirsin toplumun yaşıyoruz. Karşındakini istediğin gibi ezebildiğin, istediğin zaman laf söyleyebildiğin bir toplumda. Sessiz kalmak, sabır dilemek, fevri davranmayı, sükunet etmenin bir zararını görmedim ben bu güne kadar. Kendimden başka! Evet, bu bahsettiklerim sizlere polyannacılık gibi de gelebilir. Hem fikir olmak zorunda elbet değiliz. Eğer bir polyannacılıksa bu, gerçekten çok zor.
                 Kendim için istediğim şeyleri hiçbir zaman tamamlayamadım ben. Tamamlamak için de bir hedefim olmadı böyle zamanlarda. Çünkü kendimi değil de, sevdiklerimi düşünmem gerektiğini hissettim öyle anlarda. Kimse bunu benden beklemedi. Biliyorum. Ama ortanca kardeş olarak büyüyen her kes beni bi tık anlar. Abla ya da abi olmanın verdiği sorumluluk bilinci ile kardeş olmanın verdiği sorumluluk çok başka meziyetler. Ablanın rolü bellidir ve tektir. Evin en küçüğünün de öyle. Ortanca ikisidir.
                Elbette ki her güze ailede olduğu gibi, bizim de evimizde hareketli günler yaşandı. Hala daha da yaşanmakta.Hepimizin yuvasında ve hayatında meşgul olunacak bir detay var sevgili dostum. İşte, bu detayların arasında kaybolup gitmemeyi tercih etmekse benimkisi, evet; ben polyananın kendisiyim.

                 Sonsuz mavinin kucağında uçarken kuşlar, asılı kalmaya başlarlar bir süre sonra. Süzülmeye başlarlar sonra bulundukları hava boşluğunda. Açarlar kanatlarını, bırakırlar kendilerini akıntıya. Çok güzel görünürler. Peki ya onlar bu kadar güzel göründüklerini biliyorlar mıdır sence? Bilseler bile bu kadar güzel küstah olamazdılar zaten. O dinginliklerinde  süzülmelerinde ne kadar güzel dans ettiklerinden haberleri var mıdır? Düşmeyeceğini bilerek asılı kalmak için, önce ağaçtan düşer ya önce her biri. İşte o bebek kuşlar misali bulunduğum yüksekliklerden düşerken uçmayı hep hayal edeim ben. Ve çok şükür ki yaradanıma; tıpkı öyle havada süzelen kuş gibi hafif kalbim. Ve kanadındaki her bir tüye değen rüzgarla dans ediyor gibi mutlu yüreğim.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

aVAZ aVAZ mUTLULUK

hEPSİ, şİMDİNİN bİR öNCESİ...

kARA kIZ