kARA kIZ
- Odağınızı
yazılarınızda tutun ve sadece yazın. Nişiniz eninde sonunda ortaya
çıkacaktır.
- Yazılarınıza
dair tüm verilerinizi düzenleyin, çünkü birçoğunu tekrar tekrar
kullanacaksınız
- Her
zaman iyi başlıklar arayın ve bunların değerini bilin
- Alternatif
bir posta kutusu oluşturun ve yazmak ile ilgili referans materyallerinizi,
içeriklerinizi buraya yönlendirin
- Sosyal platformlarda aktif olun
ve mevcut kitlenizi paraya çevirin
- Harekete geç, yaz ve sürekli
tekrar Et. Sakın utanma ve erteleme
İçimdeki o kara kızın
büyürken ki hissettiklerini kendimi bildim bileli yazarım. Günlük tutardım
akşamları ben. Yatmadan önce yastığımın altından çıkartır, gece lambasının en
görünür halinde yatağıma kıvranır, metro fm dinleyip, yazardım. Hala
defterlerime, kitaplarımın sayfa aralarına notlar bırakmıyor değilim. Bu sabah
yine defterimin sayfaları arasına bir şeyler sıkıştırmış olabilirim. Önümüzdeki
ay kırk yaşıma basıyorum. Ve ‘ kırkımda’ dediğim dönüm noktamda şu an, bu
yazımı tuşlar aracılığıyla aktarabiliyorum. Bu sabah sevgili aile bireylerimin
sesini duydum, kızımı okula yolladım, eşimi işe yolcu ettim, ortalığı
toparlayıp bir kahve keyfi yaparken çatı kat ı mutluluk diyarımızda maviliği
seyrettim. Yağmur serpiştirmeye başladı, bir yandan kanatlarına hava akımına
bırakan kuşları seyir ettim. Hatta bir tanesini çağırdım. Gel dedim, sana yemek
veriyim dedim. Gelmedi J Gitti. Karıştı gri
bulutların içerisinde. Başkası gelir belki ona veririm yemek dedim. Telefonum
çaldı içeriye girdim. Terasa tekrar çıktığımda başka bir kuş gelmişti. Hemen
ona bulgur verdim. Göz göze geldik. Korktu, kaçtı. Dönsün de yesin diye içeri
girdim. Bilgisayarımı açtım ve yazılarımı paylaşacağım bir platform aramaya
başladım. Sadece sabahtan beri değil, günlerdir sürekli aklımdan geçirdiklerimi
yaz derken buluyorum kendimi. Ve bunun bir işaret olup olmadığını her
sorduğumda bir kuş geliyor çatıma. Şükrümü ettim. Ve araştırma yaparken bir
blog yazarının yazmış olduğu içeriğinde özetlemiş olduğu bu maddeleri okudum.
Kırmızı işaretlediklerim benim yaptıklarım. Son iki madde ise aklımdan
geçirdiğim, yazmak istediğim düşüncelerim ve hep bir bahane buluğum görmediğim
işaretlerim. İşte! Tam da bu bocalamamla alakalı yazmış olduğum bundan bir saat
kadar önceki yazımın şimdinin cevabı olduğuna inanıyorum.
Hepsi şimdinin bir öncesi…
‘Küçükken
ben çok şarkı söylerdim. Yüzümde pudra kokusu, kulağımda suratımdan büyük
küpelerim, dudaklarımdan taşmış kırmızı rujum, belimde de renk renk
tülbentlerle dolaşırdım. Ailenin eğlendiği küçük kızları ve torunları olarak
çok güzel ve sevgi dolu bir çocukluk geçirdim. Sülalenin kara kızıyım ben. O
zamanlar aynanın karşısına geçer saatlerce kaybederdim kendimi. Bazen bir
solist olurdum şarkılarını icraat eden, bazen bir dansöz dansını icra eden.
Hatta kendi kendime sözler mırıldanıp beste bile yapardım kendimce.
Sonra
hayallerim ne zaman küçülmeye başladı hatırlamıyorum. Galiba büyümeye
başladıkça. Herkes gibi… Tabi bu hayallerimin peşinden gitmek için zaman zaman
rast geldiğim kavşaklarım oldu. Lakin
içinde kalan bir şey var mı? diye soracak olursan bu hayallerime dair; Hayır! Yok.
Şu anımdan, yaşadığım şimdiden çok mutluyum. Kadınlığımı yaşıyor, anneliğimi
kutsuyor, evlat ve kardeş olmamın keyfini çıkarıyorum. Ruhumda biriken bütün
enerji birikimlerimi boşaltıyorum. İnsanlığım tanımını yaşamaya çalışırken, bu
dünya gezegeninden geçiş yapıyorum. Gelmiş olduğum diğer gerçeklikte ben
neydim? Bundan sonraki gerçeklikte nereye gideceğim bilmiyorum.
Sadece bakmak yeterli değil, görmenin de
mümkün olduğu bilimde nefes alan bir bedenden ibaret şu an ruhum. Bek önceki
geçişimdeki bir toraktır bedenim. Uykudayım ve gerçekliğime uyanacağım geçişimi
yaşıyorum.
Ruhum,
kalbim, benliğim şimdilerde önceki anlattığım ‘küçük beni’ i ‘’ yeniden yaşıyorum. Tüm bu karışıklığın içinde
nefes alabilmenin şükrü her an aklımda ve dilimde.
Hani
dedim ya bakarak değil sadece görmeyi de istiyorum. Kendim için. O küçük kız için.
Ruhum için. Kızım için.
İçimdekileri
bastırıp, hayatın seni farklı seçimleri bırakmasının sonuçlarını herkes gibi o
da yaşamadan bilip, idrak etmeyecek.. Zaten şimdi yaşamazsa sonra nasıl
öğrenecek? Büyümek zor, büyütmek çok daha J
annelik sevgisinin mucizesi bence bu. Her şeyine çok aşığım. Nefes alış-verişi,
ses tonu, gözleri, kalbi,ruhu. Onun ruhuna biraz da olsa rehberlik
yapabiliyorsam ne mutlu bana. Gözündeki yaşa gelene kadar kirine değen hüzne
bile tahammülüm yok. Gözlerinin içindeki her bir pırıltı benim kalbime ışık
saçan. Nefes aldığım son ana kadar da bu, hep, böyle olacak. KALBİM SONSUZA
KADAR SENİN KÖLEN GÜZEL DERİNİM. SENİ DÜNYA MUHTEŞEM SEVİYORUM.
Biraz
dağıldı sözler, kabul ediyorum. Lakin bu güzel sevgi okyanusumun en güzel incisi
benim kızım.
Kendime
dönecek olursam. Hayal, hayat, gezegen, evren. Her şeyi boş vermek gerekirse, -
ki bundan konuşmaya çalışıyorum( bak! kelimeler bile sana laf geldiğinde
uzuyor, uzatma!) ‘’ ben- kendim- kimim-kendimi bulmalıyım-artık yapma zamanım
geldi- peki ne yapmalıyım? ‘’
Kendimi akışa bırakalı çok, gerçekten hayal
ettiklerimin ötesinde bir huzur ve sevgi kalkanının içinde yaşıyorum. Evet, bu
iyi. Peki ben niye hala asıl kimliğimi bulmaya çalışıyorum. Yazı yazıyorum. Meditasyon
yapıyorum. Güzel, iyi niyetlerle yaşıyorum. Sözler yazıyorum. Bunları kendi
dünyamda çok önemsiyorum. Ve bunların önemsenmesini de istiyorum’’.
Açıkçası
yazarken ben bile ‘ne zırlavılıyorum acaba?’ diye aklımdan geçirmedim değil.
Lakin bu yazımı sabırla okuyan biri olan sen! Şimdi sana soruyum! Sence de
aradığım cevabı bulmuş değil miyim yani?
ilhamlar: https://www.onlineyazarakkazan.com/2023/12/yazarlga-bugun-baslayacak-olsaydm.html
Yorumlar
Yorum Gönder