hEPSİ, şİMDİNİN bİR öNCESİ...

                 İki kişilik beyaz kanepenin üzerinde otururken kocaman ellerine ve parmaklarına akıştı gözlerim. Aslında o sırada çok önemli şeyler konuşuyorduk. Fakat, benim tek düşlediğim şey, dudaklarının dudaklarımda olmasıydı. Ellerinin vücuduma dokunduğunun düşüncesini aklımdan atamıyordum. O an, onu o kadar arzuluyorken, konuştuğumuz konuya odaklanmam gerçekten çok zordu. Büyük, yuvarlak bir mıknatıs gibi çekiyordu teni beni kendine.

                 Konuşmalarını artık anlayamadığımı anlayınca susturdu kelimelerini birden. Tüm yakışıklılığıyla otururken iki nefes kadar yakınımda, kısa bir an sessiz kaldı. Gözleri gözbebeklerime iyice odaklandı. İrisi büyüdü, yeşile çalan ela gözleriyle, beni, daha çok, çekti de çekti mıknatıs gibi. Bir yerde okudum; ’’ Kadınlar gözleriyle değil, rahimleriyle seçerler’’ diyordu. Çok doğruymuş. Sadece arzulama değildi bu. Bu; çok özlem, çok hasret, çok bekleme, çok kavuşmaydı. Vücutlarımızdan yayılan o muhteşem kokusunun da içimize işlemeye başlaması halinde, bir nefes daha yaklaştı bana. Gözleri hala gözlerime hapis, dudağın kenarında beliren gülümsemesiyle ışık saçıyordu bana. Bir nefes sonrası, nefesi nefesime karışmıştı işte. İlk dudaklarımda hissettiğim o sıcak, davetkar hissini; dudaklarını aralayıp dudaklarıma kondurduğu buseyi hissettikten sonra;  bi-an kapadım gözlerimi, gerçek mi bu? diye.
                 Gitgide derinleşmekteydim. Güneşin bile aydınlatmaya yetemediği evrenin kollarında, boşluktaydım. Kesik kesik, ağır ağır daha da derinleşirken nefesi, gözümden yaşlar süzüldü, damla damla. Aralarken buğulu gözlerimi kaybolduğum ormanda kendimi bulmak için, yanılmıştım. Daha da ötesiydi bu! Yeni dünyamın karşısındaydım. Evrendeki bütün gelecek ihtimaller sıfırlanıyor, tekrar yapılanıyordu bizim için.  Ne kadar az nefes alabiliyorsam, tam aksine daha da hızlı ritimlerle atmaya başladı kalbim. Sakalından çektim kokusunu içime. İşlerken ciğerlerimin içine, daha öyle, bir daha çektim  içime, uzun uzun. Yasemin koklar gibi kokladım. Tuttum nefesimi. Dedim; işlesin iyice içime.
                İşte o an; kokusunun tatmaya başladım. Aşkın beni çağıran o sperm kokusunu. Damaklarımdaydı, tattım. Beni öpmeli diye düşünürken,  dudakları dudaklarımla nihayet birleşti. Biliyordum ki artık; ben tamamen o’nundum.
                Az önce durmuş zihnimden eser yoktu. Bir sürü soru sormaya başlamıştı. Kalbim ve aklım. Onlar ile son çatışmamdı. Artık ait olduğum yere varmış olmanın, aidiyet hissinin ne demek olduğunu unutmuş kalbimle, sürekli nereye gitmesi gerektiğini bilmeyen aklım, o anda çata çattı. Islak elime yapışan bir tel saçı gibi silkeleyip atsam da onları hemencecik geri geliyorlardı. Üstüme yavaş hamlelerle, gerine gerine gelirken bir elim erkeksi avuçlarının arasında, bir elimse az önce kokladığım siyah-beyaz sakallarındaydı. Giysilerimi sıvazlamaya başlayan ellerinin, tenimde dolaşmaya başlaması çok romantikti. Parmak ucu tenime değdiğindeki ürperti! İtiraf ediyorum, çok romantik ve çok davetkardı. Hani kilise çanlarına vurulan o ilk tokmak gibi. İşte, tüm vücudum aktif olmuştu. Yalnızca kalbim değil, bedenim de gözle görülür ses vermeye başlıyordu artık. Titriyordum. Ayazda kalmış gibi. Zangır zangır. Bu da ne demek oluyor derken tam aksine,  yaz mevsiminde çöl ortasında kavruluyor gibiydim. Sıkıca kapattım gözlerimi. O anı saklamak istedi her hücrem. Ruhumda ve tenimde eksik olan parçalarımız akıyordu sanki üstümüze.
                Yıllardır görünmeyen bağla bağlanmış olduğumuz o ip, çıkmıştı işte ortaya! Peki ya;  İnsan her gördüğünü mü hisseder? Yoksa her hissettiğini mi görür? Güzel soru dimi ama? J Hissettiğimiz ve asla gözle göremeyeceğimiz o ipi, bağladı kendini en sonunda. En olması gereken yuvaya.  İşte;  o vakitten sonra, Kalp atışımı ben bile duyar haldeydim. Baktığımda bile görebiliyordum. Göğsümü yerinden oynuyordu. Tıpkı anne karnındaki bebeğin ayaklarını anne teninden görebilmek gibiydi.  Yılların vermiş olduğu özlem, ilk ona ait olma hissi sardı tüm benliğimi bu sefer.
                 Evet; o, benim ilk öptüğüm, ilk dokunduğum, aşkın ne demek olduğunu ilk hissettiğim adamdı. Ve evet yıllar geçmişti. Ben, ilk dokunduğum yürekteydim. Bunun masumiyeti ve ait olduğum yere geri dönüş hissi beni hem duygusallaştırmış, hem daha da isterekli halde olmamı sağlamıştı. Vücut kimyalarımızın birbirine karışma isteğine gerçekten artık direnmek istemiyordum. Bunları hissederken gözlerimi açtığımda dudağıma buseler konduruyor, ıslak dudaklarını saniyelik aralayıp nefesini nefesime katıyordu.
                 İki kişilik beyaz kanepenin bir köşesinde ; gözleri gözlerimde, dudakları dudaklarımda, nefesi nefesimdeydi işte. Yıllar geçmiş, yollar aşılmış, aşılacak diğer yollar birlikte aşılacaktı bundan böyle. İşte ıslak elime yapışan o saç teli, teller olmaya başlamıştı. Silkeledikçe daha çok yapışıyorlardı sanki zihnime. Evrende süzülürken ışıldamaya başladı taa sonsuzluktaki beyaz halka. İki kişilik beyaz kanepenin en kenarında, gömüldükçe gömülüyordum bedenimin arzusu ve beynimdekiler arasında. Zihnimde biriktirdiğim tüm düşünceleri toplar gibiydim bir kovaya.
                Bedenimin arzusu çok daha ağır bastığı sırada, onun sertleşmiş penisini bacak aramda hissettim. Sırtında gezinen ellerim, üstündeki t-şhirt ü çıkartmak ve ona ait olmak isterken, dudaklarımdan ‘’ beynimden geçenleri atmalı mıyım?’’ sözleri fısıltı halinde dilimden döküldü. Çünkü eğer bunu yaparsak (hangi ihtimaller doğrultusunda olursa olsun) kördüğüm olacağımızı, sonrasında yalnızca ona ait olacağımı biliyordum. Kabul! Bencilce hissedip, onun da yalnızca bana ait olmasını istiyordum. Meğer bir ben hissetmiyor, bir ben öyle düşünmüyor, bir ben öyle dilemiyormuşum. Yavaşça kulağıma fısıldadı; ‘’ At! Artık, sadece, benim ol!’’.
                İşte o andan sonra başladı ‘hepsi şimdinin bir öncesi’ yolculuğumuz J
                 Tüm dişiliğim hapis olduğu karanlıktan çıkarken, aralanmış bacaklarımı beline sarmaladım kenetlercesine. Daha da çok içine çekercesine öpmeye devam etti beni. Sakin, şükür edercesine öptüğü dudaklarımdan, usul usul gerdanıma doğru tenimde dağılmaya başladı her bir busenin yankısı. Kollarıyla sarmalamış olduğu belimden kendine daha çok yaklaştırırken o sert kavraması, dudakları öptüğü, parmakları dokunduğu her zerreme renk katıyordu. Evrende parlayan ışıltım beyaz bir su oldu. Anımsadım J Yuvanın içinde olmak böyle huzur içinde yüzdürmüyor muydu? İlk yüzmeyi zaten bu sevgi pınarında öğrenmemişmiydim ben?Aşkı zaten o göstermemiş miydi bana? İşte; sonunda, buluştuk!
                Bir annenin bebeğini özenle yıkayıp, kurulayıp-giydirdiği, saçını tarayıp, emzirip hatta nenni söyleyerek uyuttuğu gibi sevilme hissini anneler iyi bilir. İşte öyle bebek gibi sevilmenin, huzura sığınmanın, güvende hissetmenin ne demek olduğunu bu adam sayesinde ilk (ailemden sonra) öğrenmiştim. O, öyle biliyordu. Öyle sevdi beni. Ben de ilk öyle öğrendim. Hep öyle sandım.  Şimdiki bilincimde, onun ilki olan bir kadın olarak yıllar sonra anlıyordum ne demek olduğunu. Öğrendim diyorum,  meğerlerle geçen zamanı değildi o an.
                Sevilmenin rengiyle kulaç attıkça renkleniyordu bedenim. Gerdanıma değince dudakları daha da araladım bacaklarımı. Kafasını daha çok, daha sakin dayadım göğüs kafesime. Durdu öylece orda. Kulak verdi kalp atışlarıma. Gözleri nemli daha sıkıca kavradı bedenimi. Yasladığı kafasını göğüs kafesimde sağa sola oynatırken, onun da aklından ‘ hepsi şimdinin bir öncesi’’ geçiyordu. Biliyordum. İç çekti derinden. Nefesini göğüs aralarımdan başlayarak aşağı doğru yönlendirmeye başladığında göğüs uçlarım çoktan dikleşmişti. Bedenim tamamen zihnimin dışında hareket ediyordu. Belimden yukarı sıyırdığı t-şhirt’ ümü iyice kaldırdıktan sonra usulca yaklaşıp kalbimden öptü beni. Yüreğime bıraktığı huzurun, ilk damlasıydı. Yıllar sonra o damla mühür nihayet saplanmıştı. Tüm yorgunlukları, tüm yaşananları, tüm küsüşmeleri, hepsini silmeye yeter miydi?
                  ‘’ beni kalbimden öptün’, diye fısıldadım. Kollarımın arasına bırakmış olduğu yüklerinden sıyrılan, yeniden doğan bir beden gibi güçlenerek yapıştı şevkle dudaklarıma. Sanki defalarca boşalmış gibi hissediyordum iliklerimi. Kanımın damarlarımdan can bulup süzülüşünü hissediyordum. Sevişmemiz yeni başlamıştı henüz. Uzun zamandır kaybolmuşluğun vermiş olduğu ürkekliğim artık bitmişti. İşte,  tüm dişiliğim ve ruhumla onunla olmaya hazırdım. Biliyordum. Olmam gereken yerdeydim. Kalbinin üstünde atarken kalbim yerinden çıkacakmışçasına çırpınmaktaydı hala heyecandan. Bedenimse o güne kadar hiç olmadığı kadar benim değildi sanki. Tek nefes olmak ne de güzelmiş.
                Hayatı bir kavşak misali geçtiğimiz onca yol, onca durak ihtimalimizde hâlbuki daha da çok yaklaşmışız birbirimize. Aldığımız her karar şimdi boşuna görünse de, öyle olmalıymış demek. Bizim bir durakta buluşmamız için. Elbette kendini böyle hisseden birçok çift vardır bu evrende. Ve hissetmeyen her ruh ta hissetmeli bunu yürekten.
                Çok hikâye vardır sizlerin de etrafında. Ayrılık ertesi bir araya gelen güzel buluşma hikâyeleri. Her ne kadar da insani duygulardan ötürü her şeye alışsak ta, bu mucizeye nasıl alışır insan? Şaşıyorum! Şükür sebeplerinin üstüne şükür sebebi eklendikçe, neden şükür etmeyi bırakır da daha fazlasını ister insan? İnsanın kendi egosu yüzünden, karşındakinin değişmesini isteyebilmeyi hak edecek kadar haddi nereden bulur kendinde? Doğrularımız, yanışlarımız, haklılıklarımız ya da haksızlarımız arasında, huzurla nefes almak varken neden kaçan bir ipin ucundaki çatal iplik için, ipin hepsi kesilir?
                 İletişimsizlik çiftler arasındaki en büyük bakteri bence. Zamanında iletişimde bu denli dengede bulunabilecek olsaydık eğer, bence her şey çok daha farklı olurdu diye zaman zaman aklımdan geçirmiyor değilim. Ne mutlu ki bana hayatta nefes almayı bırakmadan bunu yaşama, yaşatmaya nail oldum.
                ‘’ Bulutlu havalarda bile, bulutların arkasında güneş hep vardır’’ derim. Bazen bulutları, bazen güneşi gördüğümüz, yaşantımızda güzel yürekle bakabilmek çok zor, biliyorum. Lakin; hangi yağmur sonrası çıkan güneş, gökkuşağına neden olmaz ki? 
                Unutmayalım. Ne yaşarsak yaşayalım. ‘Hepsi Şimdinin Bir Öncesi…’

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

aVAZ aVAZ mUTLULUK

kARA kIZ