‘’ Her ne kadar, bazen üzülse de yürekler, Sevinç, bir kapı zili kadar yakınındadır, güze yürekler seni bekler’’ .
Ah be Sevgili Dostum;
Ben
sana huzurumu ne kadar anlatsam ki…
Mavi benim için ne demek, sarı benim için ne demek, beyaz benim için ne demek,
siyah benim için ne demek, peki ya pembe?
Dilim döndüğünce, fikrim zikir ettikçe
yazacağım mavi dolu dünyamın ne kadar aydınlık olduğunu.
Daha
önceki bir yazımda yine atıfta bulunduğumu anımsıyorum; ‘’ Kendim için hayal
edip yazmak isteseydim bu kadarını yazmam’’ gibi bir şeylerdi.
Biliyor
musun sevgili dostum; HALA ÖYLE!
Böyle
bir galaksinin içinde yuvarlanıp giderken bunca zamansızlığın ve sonsuzluğun
içinde yuvarlanıp dururken; bütün insani duyguların asırlardır aynı devam eden
O dönengecede dönüp duran ruhlarız. Ve benim bu evrende bir toz zerresi kadar
yer kaplamadığımı düşündüğümde; içimde büyüyen bu sevgi sonsuzluğundaki
bilincimde olmanın huzur ve sükûnetini her gün yaşamaktayım.
Oldum
olası bana söylenenlere hep inandım ben. İçimdeki ses bana ne zaman ‘bu senin
için değil’ dediyse de uzaklaştım o zaman. Aslında benim bu güne kadar yalan
dolanım da olmadı. Çok rahatlıkla söyleyebiliyorum ki; ben ergen yaşlarımdan
itibaren içimdeki benliğin bana her ne kadar da acı çekecek olsam da hep doğru
yola yönlendirdiğine hep inandım.
Nasıl inanmayayım ki! Üstüm başım, banyodan
sonra taramadığım saçlarım, yuvamızın huzuru, evlatlarımızın mutluluğu,
ailemizin hürmeti, kardeşlerimizin saygısı, büyüklerimizin duasının vermiş
olduğu huzur dolu yuvamızda, nasıl her günümüze şükür etmeyeyim ki ben. İçimde
sustuklarım, gerçekten bu kadarını da isteyemem dediğim bu aşk sarhoşluğumun
içinde nasıl rabbime hamd etmeyeyim ben.
Pazar
gününün tadını çıkaralım dediğimiz bir günün akşamında çatı katı mutluluğumun
vermiş olduğu huzurla yine oturdum bilgisayar başına, evrendeki bu güzel mucizenin
tadını yaşıyorum. Tatmak demiyorum yaa… Evet, demiyorum.. Gerçekten avaz avaz
mutluyum.
Şimdi
dersen; tamam, anladık ta neden? Her birini sıralamadan önce şunu belirtmeliyim
ki; ben; bu dünyanın en zengin insanıyım. Aile büyüklerim, dostlarım,
kardeşlerim, kuzenlerim; AİLEM J
Çok şükür k hepsi hayatta ve sağlıklılar. Biliyorum ki diğer aramızdan geçip
giden bütün sevdiklerimiz gibi bizler de bir gün bu evrende görevini bitirdiği
zaman bilinmeze gidecek. Lakin görevim ne diye hiç düşünmedim bu güne kadar.
Hep yaptım. Hep içimde söyleyen O sese inandım. İnat ettiğim de oldu. Olduğu
ama yine onu dinledim. Beni; bu gün bütün bu güzel duyguları yaşayan bu ruh bilincime
beni bu gün beni bu karalarım oldu. Karşıma çıkar bütün ruhların, hatta
yanımızdan, bizi tanımayan ruhların bile nefes alan bu döngümüzde; biz bilmesek
bile bir görevi var. Biraz belgesel izleyen biriysen zaten ne demek istediğimi
ya da ne anlatıyorum tahmin etmişsindir.
Konu belki biraz dağıldı
gibi. Değil mi? Değil! Bütün bunları anlatmamın, sana bahsetmemin bir nedeni
var sevgili dostum.
Bu
akşam sanki bir büyüklük devirmişte, ortalığı oynamatan darmadğın etmiş gibi
neşeli yüreğim. Coşmanın tanımını nasıl yapardım başka bilemedim? O kadar da
hayalerimdeki kadar masum yüreğim. Yargısız işte böyle. Hiç peşin çalışmıyor.
Hep taksit.
Hani
bir film izlersin de beğenmediğin yer için ‘’ben böyle yazardım’’ dersin. Kendi
yorumun ve fikrindir bu senin. Yada bir mekana gidersin ‘’ burası benim olsa,
işletmesini şöyle şöyle yapardım’’ dersin. Bu da senin fikrin ve düşüncelerindir.
Lakin ne zaman bunu uygulamaya koymuş olursan; işte, o zaman ‘’ bu senin
yolundur’’. Yanlış yada doğru.. Kime göre doğru? Kime göre yanlış? İşine gelene
ya da gelmeyene…. Ama hep kalpten sevenler kalp gerçekten buluşurmuş.
Bütün
bu güzel kalplerle paylaşmış olduğum güzelliklere binlerce kere hamd olsun. Çat
kapı gelen güzel aile komşularımla yaşamış olduğumuz güzel günümüzün sonunda
dünya güzeli kızlarımızla geçirilen dakikaların her birine hamd olsun. Canım
aşkım, kocamanımla yine yeni yeniden bir arada olmanın aşkına şükürler olsun.
O,
benim bıraktığım izlerden hep gelmiş. Hep uğramış kokuma. Hep geçmiş geçtiğim
kaldırımdan. Üstüne bir sürü anı bırakmış; am, beni aramayı hiç bırakmamış.
Dilemiş, düşlemiş, istemiş, anlatmış, anmış, betimlemiş. Anılarımızı yaşatmış J Hikayelerimizi
gülümsetmiş J
Bir
evlat gibi sevilmenin anne baba tarafından nasıl olduğunu bilerek büyüdüm ben.
Ailemizde şenlik, kahkaha hiç esik olmadı bu güne kadar. Masamızda hep hoş
sohbetle oturuldu. Tatsız günlerimizde bile anlayış vardı. Saygı vardı. Masamıza
oturan her kese de bu hürmet yapıldı. Her soframızda bin kahkahamızın yaşandığı
şu günlerde ailece ve sevdiklerimizin huzurunda olmanın huzuru işte bu
mutluluk.
Renklerden bahsetmiştim ya hani. Bu akşam kızlar odalarında ders yaparken onları ziyaret ettiğimde yine çok anlamlı vakit geçirdim onlarla. İkisi de yaptıkları dersler haricinde, yapmış oldukları resim çalışmalarını gösterdi bana. Onlar adına da gerçekten çok mutluyum. Kardeş olmanın, birlikte büyümenin ne demek olduğunu bilerek büyüyün bireyler olacaklar. Bir araya gelmeseydik bunu bu şekilde yaşamayacaklardı belki de. Y ada belki başka bir sürü olasılık. Ne olursa olsun, ne yaşandıysa yaşandı ve biz her ne kadar da ruh eşimle birbirimizi bulmuş olduğumuzu söylersek söyleyelim, aslında bir sürü kişi olması gerektiği kişiyi buldu gibi geliyor bana artık. Sonsuza dek mutlu yaşadılar kısmındayız hayatlarımızın gibi. Elbette yaşanan hayat zorlukları var. Dünya toz pembe gözlüklerde bakılan bir yer değil. Biliyorum. Lakin düşünemeden de edemiyorum. Bunca zamandan sonra, belki de biz, kızlar için; taaa evvelinden tanışmıştık. Bak bunu da bilemeyiz. Çünkü; düşünecek olursam; biz, bunca yıldır ( elimizde olan veyahut olmayan) olaylar döngüsünde, ayrı doğrultuda yaşamaya çalıştıysak ta, evren yeniden bir araya getirdi bizi. Yaşanan bir sürü varideler ve atlatılmış onca olaylardan sonra bizler; gelinen bu durakta, dört ruh bir aradayız. Geçen gün düşüncelerine önem verdiğim bir dostum da bana buna benzer bir cümle söyledi. '' En başından beri bir arada olması gereken kişiler şimdi bir aradalar ve enerjiniz çok güzel'' Gerçekten de öyle. Bunca zamanın kaybedilmişliğinin insan olarak aklımdan geçirdiğimde burkuluyor yüreğim tabi ki. Lakin beni ve bizi biz yapan da yaşadıklarımızdır değil mi?
Bunları okurken düşledin mi? Ne kadar berrak? Ne kadar duru? Ne kadar filmlerdeki gibi? İşte öyle benim dünyam. İşte öyle benim her günüm. Bu gecelik iç dökme bu kadar olsun :)
Unutmayalım dostlar;
‘’
Her ne kadar, bazen üzülse de yürekler,
Sevinç,
bir kapı zili kadar yakınındadır, güze yürekler seni bekler’’ .
Sevgiyle
bekleyeceğiniz yuvanızda, sevdiklerinizle güzel bir akşam daha geçirmenin
huzurunda olmanız dileğimle.
Yorumlar
Yorum Gönder